Değerli Romanya Türk İşadamları Derneği üyeleri ve iş camiamızın değerli mensupları,

İnsanlık olarak tarihi bir süreçten geçmekteyiz ve bizler bu dönemi yaşayan jenerasyon olarak belki de hayatımızın en dramatik dönemlerinden birini yaşıyoruz. Her gün, gerek yaşadığımız bu güzel ülke Romanya’dan, gerek Türkiye‘den ve Dünya’dan takip ettiğimiz haberler iç karartıcı bir tablo çiziyor. Hatta dünyanın en güçlü devletlerinin ve ekonomilerinin COVID-19 salgın hastalığı karşısında ne kadar çaresiz kaldığını görmek daha da karamsar bir tablo ortaya koyuyor.

Tüm bunlar yaşadığımız sürecin yadsınamaz gerçekleri. Bu gerçekleri kabul edip gereken tedbirleri alarak bu süreci en sağlıklı şekilde atlatmak durumundayız. Yetkili makamlar ve kurumlar tarafından yapılan bildirimler ve yürürlüğe konulan yaptırımlara en geniş şekilde uyarak, bu süreci birliktelik, uyum ve sükunet içinde tamamlamak hepimiz için en yararlı yaklaşım olacaktır. Dolayısıyla, sosyal yaşantımızı olumsuz etkiliyor olsa da alınan tedbirlere katiyetle uyulması kaçınılmaz ve gereklidir.

Bu noktada, kendimiz, ailemiz, çalışanlarımız ve işlerimizin yürüyüşü ile ilgili almamız gereken sistematik tedbirleri detaylı bir şekilde tekrarlayarak zamanınızı almak istemiyorum. Sanırım herkesin zihninde el temizliği ve hijyen, sosyal mesafeyi koruma, çalışanlarımızın sağlığı ile ilgili gerekli hijyenik tedbirleri alma, desinfektasyon tedbirleri, maske ve eldiven kullanımı, işyerlerimizde yapılan işin doğasına uygun olarak çalışanlar arasında mesafe oluşturulması, evden çalışma, tele çalışma gibi kavramlar son dönemde en geniş şekilde yer almakta. Dolayısıyla, devamda yaşamakta olduğumuz sürecin farklı boyutlarına dikkatinizi çekmek arzusundayız.

Bu süreçte, daha önce de değişik dönemlerde karşımıza çıkan bir fenomene dikkatinizi çekmek istiyorum: “Bilgi Kirliliği ve Manüpülasyonu” ve beraberinde gelen “Felaket Tellallığı”. Bu fenomenin en azgın şekilde kullanıldığı mecra ise elbette sosyal medya. Bu nedenle herkese naçizane tavsiyemiz mümkün olduğunca resmi ve kurumsal kaynaklardan açıklanan bilgilere güvenmeleri; “Dünya’nın sonu geldi, bir dönem bitti, hiç bir şey eskisi gibi olmayacak, Dünya’ya kaos hakim olacak, ülkeler savaşa hazırlanıyor, vs…” söylemlerine prim vermemeleri olacaktır. Dünya’nın sonunun geldiği yok, kaos beklenmiyor, salgın sonrasında her şey eskisi gibi olacak. Elbette tedbirler alınacak ve yaşantımızı etkileyecek bazı değişiklikler olacak. Ancak bunların salgın sonrası 2 ay içinde köklü değişiklikler şeklinde tezahür edeceğini düşünmek yanlış olacaktır. Ayrıca yaşanan salgından dersler alınmaması ve gerekli tedbirlerin alınmaması elbette beklenemez. Yaşanan salgından ders alınmaması ve buna bağlı olarak alınacak tedbirlerin yaşantımıza yeni konseptler eklememesi yada günlük yaşantımıza değişiklikler getirmemesi insanlığın gelişim süreci ile ters düşecektir. Umarız ki, yaşanan sancılı süreç insan-doğa ilişkisinin yeniden sorgulanmasına ve çevre dostu yaklaşımların ve teknolojilerin önünün bir nebze daha açılarak daha sürdürülebilir bir gelişme politikasının yerleşimine de ortam hazırlayacaktır.

Sağlık alanına yapılan yatırımların kat be kat artmasına vesile olacaktır. Gelişmiş ülkeler, Dünya Sağlık Örgütü gibi kurumların sadece statüko aracı olmadığını; gerçekten insanlık için gerekli kurumlar olduğunu ve bilimsel çalışmalara daha fazla kaynak ayrılması ve önem verilmesi gerektiğini görecek ve bu doğrultuda adımlar atacaktır. Şirketler ve Devletler dijitalleşmeye daha fazla odaklanacak ve bilgi çağının kaçınılmaz gereksinimi olarak teknolojiye daha fazla yatırım yapacaklardır. Bu gereksinim, ulusal eğitim sisteminde ve çalışanların düzenli eğitiminde yeni uygulamaları beraberinde getirebilecek ve hantal çalışan şirketler üzerinde, kendilerini dönüştürme baskısı oluşturabilecektir. Endüstri 4.0 ‘ın yıldızı daha da parlayacaktır. Bu durum, Romanya gibi işçi açığı olan ülkelere pozitif yansıyabilecek iken, kalabalık nüfuslu ülkelerde işsizlik sorununu artırabilecek ve Devletlerin sırtına daha fazla sosyal sorumluluk ve maliyet yükleyebilecektir. Ama tüm bunlar COVID-19 sonrası bizim tamamen başka bir dünyada yaşayacağımız ‘artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak’ gibi büyük söylemlerin altını dolduracak eylem yada adımlar olmayacaktır. Zorlukların yanında yeni kolaylıklarda ortaya çıkacaktır. Hayat kaldığı yerden devam edecek ve bizler de ekonomik anlamda aldığımız yaraları sarma çabasıyla mücadeleye devam edeceğiz. Nitekim, Dünya’da ve bizleri ekonomik olarak direk ilgilendiren Avrupa kıtasında bir çok ülke COVID19 öncesi sosyal ve ticari yaşam koşullarına ve uygulamalarına dönme yönünde kararlar alıp yürürlüğe sokmaya başladılar.

Yaşadığımız salgın sürecinin elbette arzu edilmeyen ve yaşantımızın her boyutunda karşımıza çıkan olumsuz sonuçları vardır ve olmaya devam edecektir. Ancak bu, hiçbir şekilde kaos ortamı ya da yaşantımıza radikal değişiklikler getirecek bir insanlık krizi yaşadığımız anlamında yorumlanmamalıdır. Bilinen insanlık tarihinde, bugün yaşamakta olduğumuz COVID-19 salgını ile karşılaştırılamayacak kadar ağır salgın hastalıklar ve felaketler yaşanmıştır. Bugün yaşamakta olduğumuz salgının hızlı yayılma oranı, sağlık sistemini çöküntüye uğratabilme ihtimali ve benzeri sağlık alanına giren etkileri dışında belki de en tehlikeli boyutu, içinde yaşadığımız bilgi çağı dolayısıyla bilgiye hızlı ve kolay ulaşım olanaklarının yukarıda da belirttiğimiz bilgi kirliliği ve manipülasyonu ile bir araya gelmesi neticesinde oluşan toplumsal panik ve bunun beraberinde getirebileceği sosyal ve ekonomik olumsuzluklardır.

Tekrarla şunu belirtmekte yarar görmekteyiz ki insanlık tarihinde yaşanan çok daha derin travmalar ve felaketler bugün elimizde olmayan teknolojik ve bilimsel olanaklardan yoksun bir şekilde aşılmış; insanlık gelişim ve ilerlemesini daha da hızlı bir şekilde sürdürerek bu olumsuzlukların üstesinden gelmiştir. Bugün yaşamakta olduğumuz epideminin yoğun bilgi yüklemesi dolayısıyla üzerimizde oluşturduğu psikolojik etkiden arınmış bir şekilde değerlendirmesini yapacak olursak, gerek ölüm oranı gerek insan sağlığı üzerinde bıraktığı kalıcı etkiler gibi en önemli göstergeler anlamında, belki ileri bir ifadeyle, normal bir grip salgınından bir radde daha ileri boyutta, ancak çok hızlı yayılması sebebiyle sağlık sistemini çalışamaz hale getirebilen, dolayısıyla hastaların tedavisine olanak bulunamayan bir ortam oluşturan bir virüs salgınından daha fazlası olmadığını, insanlık tarihinde köklü bir değişiklik getirecek bir felaket olmadığını görebilmekteyiz.

Bu noktada, kaybedilen her bir yaşamın hepimiz için ağır bir kayıp ve büyük bir üzüntü kaynağı olduğunu belirtmek isteriz. Bununla birlikte, yukarıda da kısaca belirtmeye çalıştığımız üzere, COVID-19 salgının ne insanlık tarihinde keskin bir paradigma değişikliği getirecek ne de bugün itibarıyla hepimizin yaşantısının radikal şekilde değiştirecek bir nitelikte olmadığını, bu salgının muhtemelen önümüzdeki 3-4 aylık süreçte genel anlamda ortadan kalkması sonrasında hepimizin normal yaşantılarımıza hemen olmasa da kısa bir süre içerisinde geri döneceğimizi hatırımızda tutmakta yarar var.

Yaşadığımız salgının en önemli etkisinin, salgın sürecinde ve sonrasındaki süreçte, ekonomik anlamda oluşturacağı olumsuzluklar olacaktır. Bu kapsamda, çok kısaca, Romanya hükümetince ekonomik çerçevede alınan bazı tedbir ve salgından etkilenen şirketleri desteklemek amacıyla yürürlüğe koyulan teşvikleri satırbaşları halinde sıralamak isteriz:

  •  30 Mart 2020 tarihli, 4 numaralı Askeri Direktif ile, elektrik, su, ısınma, doğal gaz, sağlık ve yakıt fiyatlarının artırılması yasaklanmıştır.

  •  Acil Durum yasası gereği işi olumsuz etkilenen veya Mart ayında elde ettiği gelir Ocak ve Şubat aylarına göre %25 azalan iş yerlerine, ‘’Acil Durum Sertifikası’’ alması karşılığında destek verilmektedir.

  • Orta ve Küçük düzey işletmelere, Bankalardan RON10.000.000’a kadar temin edilen yatırım veya işletme sermayesi kredilerinin, ana parasının %80’ine kadar, belli şartların sağlanması karşılığında Devlet garantisi verilmektedir.

  • 10 kişiden az çalışanı ve €2 milyon’a kadar cirosu bulunan mikro iş yerlerine, RON500,000’e kadar temin edilen işletme sermayesi kredilerinin, ana parasının %90’ına kadar, belli şartların sağlanması karşılığında Devlet garantisi verilmektedir.

  • 50 kişiden az çalışanı ve €10 milyon’a kadar cirosu bulunan küçük düzey iş yerlerine, RON1,000,000’a kadar temin edilen işletme sermayesi kredilerinin ana parasının %90’ına kadar, belli şartların sağlanması karşılığında Devlet garantisi verilmektedir.

  •  Bireyler, yetkilendirilmiş kişiler, bireysel girişimler, aile girişimleri ve özel bir yasaya göre çalışan profesyoneller’in kredileri, başvurularına istinaden 9 aya kadar ötelenebilecektir.

  • Kredi verebilen işletmeler, banka dışı finansal kurumlar ve leasing firmaları tarafından verilen kredilendirmelerin, 31/12/2020 tarihinden önceki dönemine ait ödemeleri için, 9 aya kadar kredi ötelemesi talep edilebilecektir.

  • Okulların kapalı olduğu dönemde, 12 yaşına kadar olan çocukların bakımı için (özürlülük durumunda 18) başvuran çalışanlara, ortalama resmi brüt kazancın %75’ini aşmaması şartı ile, ücretlerinin 75’i kadar ödeme yapılacaktır. İlgili ödeme, Devlet’e ait Sosyal Sigorta bütçesince karşılanacaktır.

  • İşyerlerinde çalışanları hastalıktan korumak yönünde önleyici izolasyon tedbirleri alınmıştır.

  • Devlet kurumlarına dijital ulaşım teşvik edilmiş ve online ödemeler kolaylaştırılmıştır.

  • Acil Durum yasası gereği işi olumsuz etkilenen veya Mart ayında elde ettiği gelir Ocak ve Şubat aylarına göre %25 azalan ve ‘’Acil Durum Sertifikası’’ alan iş yerlerinin çalışanlarını suspensiona göndermeleri durumunda, çalışanlara ortalama resmi brüt kazancın %75’ini aşmaması şartı ile, ücretlerinin 75’i kadar ödeme yapılacaktır. İlgili ödeme, Devlet’e ait işsizlik sigortası bütçesinden karşılanacaktır.

Yukarıda da belirtildiği gibi salgının ekonomik etkilerini öngörebilmek ve bu çerçevede tedbirlerimizi alabilmek belki bu süreçte yapabileceğimiz en doğru yaklaşım olacaktır. Hepimiz için net bir şekilde karşımızda duran gerçeği dile getirmekte yarar var: Yaşanan bu süreçten işadamları olarak hepimiz belli bir oranda yara alarak çıkacağız. Önemli olan alacağımız yaranın ağırlığını uygulayacağımız tedbirlerle en düşük noktada tutmaktır. Zira salgın dolayısıyla ekonominin hemen hemen her alanı olumsuz etkilemiş durumda. Buna sadece gıda ve bağlantılı sektörler gibi bazı sektörler istisna olabilecektir.

Bu kapsamda değerlendirildiğinde, enerjimizi ve odak noktamızı, hijyen tedbirleri, sosyal mesafe, işlerimizin güncel koşullara göre düzenlenmesi gibi içinde yaşadığımız döneme yönelik adımlar yanında, ve belki daha da önemlisi, önceki yaşadığımız ekonomik krizlerde yaptığımız gibi, krizi aşarak sonrası sürece şirketlerimizi hazırlamak, bu doğrultuda gerekli tedbirleri almak ve yaşanan bu sağlık krizini, görünen o ki nihayetinde ekonomik krize dönüşmüş durumda, tüm bu süreci en az hasarla atlatmaya yoğunlaştırmalıyız.

Sonuç itibariyle, yaşadığımız salgının 2-3 ay gibi bir zaman zarfında etkisinin azalması öngörülmekte. Hazırlıklarımızı bu süreç sonrasında ticari faaliyetlerimizi en hızlı şekilde normal işleyişine döndürmeye odaklamak durumundayız. Özellikle bizler, bulunduğu ortama uyum sağlar iken büyük dönüşüm ve gelişmelere yol açabilen, türlü zorluk ve felaketleri, çalışkanlığı ve yıkılmayan inancı ile aşabilmiş büyük bir kültürel birikimin mirasçısı girişimciler olarak, umutsuzluğa kapılmadan sakin ve akılcı bir şekilde planlama yapmak, çok çalışmak, pozitif olmak ve bu davranış biçimini çevremizdeki insanlara ve çalışma arkadaşlarımız aşılamak durumundayız. Bu düşünceler ışığında, insanlığın en kısa sürede yaşanan salgının üstesinden gelmesi ve normal yaşantımıza dönmemiz arzusu ile tüm camiamıza sağlık ve esenlik dolu günler dileriz.

Güven Güngör

TİAD Başkanı